Dünyayı Yönetenlerin Masalları ve Kölelik Düzeni
  1. Ana Sayfa
  2. Sosyal ve Siyasi Gerçekler

Dünyayı Yönetenlerin Masalları ve Kölelik Düzeni

Köle olduğunun farkında mısın? Bu sistemin içinden çıkabilmek için birşey yapacak mısın? Yoksa köle olmak seninde işine mi geliyor?

 


Kölelik şimdi olduğu gibi tarih boyuncada hep vardı. Özellikle pusula kullanımının yaygınlaşmasıyla, coğarfi keşifler aslında sadece bu amaç için yapıldı desek yanlış olmaz. Örneğin sömürgeci devletlere ve onların uyguladığı politikalara bakın. Aslında pusula güzel bi icattı öyle değil mi? Ama kim için? Birilerininde hayatını karartmadı mı? Özellikle ispanya ve portekizin başını çektiği keşif yapmanın önünü açan devletler bu icadı birtakım yeni topraklar bulmak v ebu toprakların yeraltı kaynaklarına ve zenginliklerine çökmek için kullanmadrılar mı?


İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, İspanya, Portekiz, İtalya, Almanya masum devletler mi? Elbette değil. Tüm bunların uyguladığı yayılmacı politika bu dünyaya iki büyük savaş yaşattı. Evet, herşey o masum dediğimiz, icat dediğimiz pusula ile başladı. Bu icat, insanın içindeki hırsla birleşince, ortaya çıkan tablo işte buydu.


“II. Dünya Savaşı, 20. Yüzyılda dünya çapında yapılan, 1939’dan 1945’e kadar süren küresel bir askeri çatışmadır.
Nükleer silahların kullanıldığı tek savaş olmakla kalmayıp, kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği II. Dünya savaşı, insanlık tarihindeki en büyük ve en kanlı savaştır ve 1939-1945 yılları arasında yaklaşık 40-50 milyon insan hayatını kaybetmiştir.”

O dönem kendi topraklarında köleleştirilmiş insanın bu zamankinden en büyük farkı, köle olduğunun bilincinde olmasıydı. Sadece yatacak ve yemek karşılığında çalıştırılıyor. Para ile alınıp satılabiliyordu. Dünya tarihinde hiçbir doktrin insanlık için yüz karası olan bu uygulamayı yasaklamadı. Aksine kendi çıkarları için nasıl kullanması gerekiyorsa, o yönde politikalar üretti. Bu durumu fark eden bazı şahsiyetlere şu anda kahraman diyoruz. Yakın zamandan bi örnek vermek gerekirse, Mahatma Gandi.

Mahatma Gandi, yıllarca sömürülen halkını, (Satyagraha) “sthaaneey, deshee” hareketi ile uyarmaya çalıştı. Stanheey Deshe, Hint dilinde yerli demek. Mahad Magandi, Stanheeydesha hareketini şöyle tanımladı: “Yoksulluğa, işçilere, insanlara ve diğer varlıklara zarar veren endüstrileri destekleyerek maruz kaldıkları şiddetten haberdar olmak için tüketiciye bir çağrı.” Evet bu Mahad Magandinin çağrısıydı.

Mahatma Gandhi

Kadi, Hindistana özgü bir dokuma çeşididir. Kısaca el dokumacılığı olarak özetleyebiliriz. Mahad Magandi, Stanheeydesha hareketiyle yabancı ürünlerin özellikle “İngiliz” ürünlerinin boykot edilmesini istedi. Ve bu Kadee dokumacılığı ile aslında yapmak istediği şey, kadınları bu hareketin içine çekmekti. Yoksul zengin demeden, tüm hint erkek ve kadınlarının bağımsızlık hareketini desteklemeleri için hergün kadi kumaşı dokumalarını istedi. Çünkü bu tip dokumacılık Hindistanın kadim geleneğiydi ve halkı bir arada tutan en önemli uğraşlardan biriydi. İngilizlerin endüstriyel dokumacılığını savunanlar ise kadi dokuyanları bulduğu yerde kesip doğruyorlardı. Ama yılmadılar, önce yer altına çekildiler. Daha sonra bağımsızlıklarını kazanmak için tüm güçleriyle mücadelelerini sürdürdüler.

Konumuza dönecek olursak, dünya maliklerinin düşünsel açıdan bu konudaki en önemli icadı ne oldu biliyor musunuz? Köle olduğunun farkında olmayan yeni köleler yaratmak!
Eğer bir köleyseniz içinde bulunduğunuz durumun farkında değilseniz, neden oradan çıkmak isteyesiniz ki? Üstelik, yaşadığınız hayatın en cevval savunucularından biri olursunuz. Askeri, Neferi olursunuz öyle değil mi?
Şu anda bir çoğunuzun buna “komplo teorisi” dediğini duyar gibiyim. Ancak nasıl bir yapıyla karşı karşıya olduğunuzun farkında bile olmayabilirsiniz. Size sunulan özgürlüğün aslında sadece bir kelimeden ibaret olduğunu, savunduğunuz fikirlerin ve şu ana kadar öğrendiğiniz tüm bilginin, birileri tarafından size “özel bir yöntemle” aşılandığını öğrenseydiniz ne düşürdünüz?

 

Evet, insan kabullenmeyebilir. Hatta insanın içindeki egoyu hayatı boyunca öğrendiklerinin yanlış olabilme ihtimaline karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması olarak kabul edebiliriz. Hiç düşündünüz mü, bazılarımız dini metinlere neden mesafeli yaklaşıyor? Anlatılan hikayelerin iki – üç kuşak sonra bozulabileceğinin farkındayız çünkü. İnsan olarak bunu defalarca deneyimleyerek bu kanıya vardık. Geçmişten bu yana anlatılan tüm bu hikayeler, abartılmış, eksik anlatılmış ya da bu hikayeye ihtiyacı olan yönetimler tarafından yeniden şekillendirilmiş olabilir. Peki ya önümüze konulan ya da küçük yaşlardan beri beynimize işlenen bir takım bilgilerde tıpkı “dini metinler” gibiyse. Ve buna din yerine başka bir isim taktılarsa?

Örneğin, Bilim!
Bilimde anlatılan teorileri hayatımız boyunca hangimiz kaç defa deneyimledi? Tesla’nın deneysel bilimselcilikten uzaklaşılması ve teorik bilgilerle ifade edilen denklemlere neden karşı çıktığını biliyor muyuz? Siz de Tesla’nın hakkının yendiğini düşünüyormusunuz? Düşünmelisiniz!

Elinizdeki uzaktan kumandayı, kablosuz internet teknolojisini, tasarruflu ampulleri ve alternatif akımı kullanıyorsanız, düşünmelisiniz! Çünkü Tesla’nın elektrik dağıtım modelinde sayaçlar yoktu. O yüzden bir takım çevreler onu büyücülükle suçladı denilebilir. Özellikle Edison’u destekleyenler. J.P.Morgan gibi.


İnsan kendisine sunulan bilgilerle, deneysel yöntemleri destekleyen bir bilim adamını değil, aslında bir girişimci olan iş adamının arkasında durdu ve tarihteki sayfalara onun adını yazdı. Ama herkes tarafından çok sevilen bir cümle vardır: “Gerçekler geçde olsa gün yüzüne çıkmayı çok severler” Her şeyi saklayabilirsiniz ancak gerçeği asla.

İlginizi Çekebilir
arxaia-anekdota

Yorum Yap

Bu yazının yorum fonksiyonları kapatılmıştır.