KATHARLAR – Katolik Kilisesi’nin Unutmak İstediği Soykırım!
  1. Ana Sayfa
  2. Dini Gerçekler

KATHARLAR – Katolik Kilisesi’nin Unutmak İstediği Soykırım!

Bazı Hristiyan arkadaşlar İslam’ın ilk ortaya çıkışında ve zaman içerisinde yayılmacı politikasında şiddet olduğunu, kendi dinlerinin şiddetten uzak hatta sevgi dini olduğunu iddia ediyorlar.   İslam nasıl barış dini olduğunu iddia ediyorsa Hıristiyanlık da kendi inancının sevgi temelli, kucaklayıcı ve güya isa’nın öğretisinde olduğu gibi “biri tokat atarsa diğer yanağını da sen çevir” felsefesiyle eğitildiklerini ve tarih boyunca hristiyanlığın bunu savunduğunu iddia ediyor.  Okuyacağınız bu yazıda Katolik kilisesinin unutmak istediği bir olaya şahit olacaksınız…

Haçlı Seferleri dendiğinde aklımıza hemen, 1096-1272 yılları arasında Avrupalı Katolik Hristiyanların Papa’nın isteği ve vaatleri üzerine, genellikle Müslümanların elindeki Ortadoğu toprakları, yani onlara göre “Kutsal Topraklar” üzerinde, askeri ve siyasi kontrol kurmak için düzenledikleri akınlar gelir değil mi? Neredeyse 175 yıl boyunca bu akınlar devam etmiştir. Neyse bu ilk aklımıza gelen haçlı seferlerine daha sonra değiniriz.

Özellikle üzerinde durmak istediğimiz bir haçlı seferi var. Tarihte Albigeois haçlı seferi olarak geçiyor. 1209 yılında 30bin kişilik çeşitli kuvvetlerden oluşan bir ordu şimdiki güney Fransa civarına yürüdü. Hedefleri Albililer olarak da bilinen Katharlar’dı. Savaş sırasında tüm topraklar ele geçirildi. Tüm kasabalar yağmalandı ve  yaşayan herkes kılıçtan geçirildi. Bu olay bazı tarihçilere göre Avrupa tarihinin ilk soykırımı olarakda biliniyor. Ve özellikle Papa’nın emriyle Beziers kasabasında tam 15bin kadın erkek ve çocuk katledildi.

En büyük sorun halkın Katharları korumak istemesi ve hep birlikte kiliseye sığınmalarıydı. Haçlılar kimin Kathar olup olmadığını ayırt edemez duruma geldi. Katolikler, Yahudiler hepsi birbirine karışmıştı. Bunun üzerine Papa’dan görüş istendi. Papalık temsilcisi Papa II.Innocentius’a yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Kadın, erkek ve çocuk ayrımı yapmayın, Tanrı hangisinin günahkar olduğunu kendi seçsin”

Yani yargıyı kendi verdi ve üstüne bir de tanrıya görev verdi.

Katliamların hepsi kiliselerin içinde gerçekleşti. Engizisyon tarafından öğretilerin yayılması yasaklandı. Beziers’den sonra Langudeoc bölgesi de işgal edildi. Ardından Perpignan, Narbonne, Carcassone ve Toulose da ele geçirildi. Ve her yer kana bulandı. Tüm bu saldırılar papanın emriydi. Saldırganların, yani ordu mensuplarının üzerinde haç işareti vardı. Ordudaki askerlere vaat edilen en önemli şeylerden biri ganimetti. Çünkü güney bölgesi çok zengindi ve papaya göre tüm Katharlar günahkardı.

Katolik kilise her ne kadar Kathar inancını bir sapkınlık olarak görsede, Katharlar arınmış olduklarına ve hristiyanlığı en iyi şekilde yaşadıklarına inanıyorlardı. Ancak kendilerine özgü bir yaşam tarzı oldukları için sistem için tehlike arz ediyorlardı. Daha doğrusu sistemi yöneten kişi bu yönde karar almıştı.

Her şeyden önce Katharlar Teslis karşıtı bir inanca sahipti. Yani üçlemeyi kabul etmiyorlardı. (Baba-oğul-kutsal ruh) Onların inancına göre tanrı ve insan arasına hiç kimse giremezdi. Çok daha önceleri filizlenen kathar inancı 12. Yy’da yoğun biçimde taraftar topladı. 3. Yüzyılda iranda hüküm süren Zerdüşt ve mani öğretisinden çok fazla etkilenmiş oldukları söylenebilir. Ortak mülkiyeti savunuyorlardı. Aslında hristiyandılar, ancak kilisenin bir çok geleneğine karşı çıkıyorlardı. Katoliklerden çok farklıydılar. Gerçek hristiyanlığı temsil ettiklerine, kaynağa döndüklerine ve havarilerin kilesini yeniden kurduklarına inanıyorlardı.

Albigio olarak adlandırılan Katharlar’ın temel görüşleri şöyle özetlenebilir:

Ruhun dünyevi kurtuluşa ermesi için pek çok defa bedenlenmesi gerekir.

Ruhun kurtuluşunu maddi bağlardan kopma yoluyla aramak gerekir.

Nefis terbiyesi ruhun kurtuluş sürecini hızlandırıcı bir yoldur.

Dünyada dualite, yani ikilem ilkesi geçerlidir. Dünyada şeytanın egemenliği hüküm sürdüğünden dünya yaşamı ötesinde bir cehennemden söz etmeye gerek yoktur. Yani cehennem bizzat yaşadığımız kötülük dolu yer yüzü olarak kabul edilebilir.

Kötülüğün kaynağı bedensel istekler, maddi hırslardır.

İsanın dediği gibi, mal mülk edinme kaygısı, kaçınılması gereken nefsani bir kaygıdır.

İsa tanrının oğlu değildir. Hepimiz gibi bir ruhtur. Katoliklik boş inançlardan başka bir şey değildir.

Erkek kadın arasında ayrım yoktur. Onlara göre beden için süreklilik yoktur. Oysa ruh ölümsüzdür.

Evliliğin temelinin sevgide aranması gerektiğini söylüyorlardı. Feodal sisteme karşı çıktılar. Özgürlüklerinin en temel hakları olduğunu savunuyorlardı.

Kathar felsefesi, insanların eşit ve hür olduğunu, eşitliği ve kardeşliği savunuyorlardı. Kilisenin şeytan ile işbirliği yaptığına inandılar. Onlara göre şeytan hem görünen dünyanın yaratıcısı hem de isa’nın kardeşiydi. Rahipleri aşırı sofuydu ve et, şarap evlilikten sakınırlardı.

İsa’yı tanrının sözcüsü ve peygamber olarak kabul etmelerine karşın, mucizeler yaratmış olduğuna, kurtarıcı olduğuna asla inanmadılar. İsa, tanrının oğlu değildi, seçkin bir insiyeydi. Puta, haça, heykele tapmayı da reddettiler.

Haç çıkarmayı alaya aldılar ve bunun sinek kovmaktan başka hiçbir işe yaramadığını söylediler.

Katharların selefi olan Bogomiler ise eski ahiti kilise ayinlerini reddettiler ve sadece babamız duasını kullandılar. İkonlara veya kutsal emanetlere saygı duymadılar aynı zamanda haçı da isanın işkence gördüğü alet olduğu için dışladılar.

Katharlar 1 değil 2 tanrıya inanıyorlardı. Biri iyi biri kötü olmak üzere iki ilke vardı ve dünya ikincisinin yönetimi altındaydı. Katharlar bir yandan da şeytanın kilisesi olmakla suçladıkları roma kilisesine karşı bitmek bilmez bir düşmanlık besliyorlardı. İşte papa ve kilise böyle bir topluluğa karşı savaş açmış. Kadın, erkek, çoluk çocuk demeden, kilisenin içinde, “bizim tarafımızda olan kişilerden ayırmamız imkansız, hepsini kılıçtan geçirin. Tanrı kendinden olanları ayıracaktır.” Diyerek bir insanlık suçu işlemişti.

Gördüğünüz gibi insan katletmenin, çoluk çocuk demeden herkesi kılıçtan geçirmenin, ganimet için kasabaları, köyleri yağmalamanın, kendisine biat etmeyeni cezalandırmanın dinle imanla alakası yok. Sevgi dini olduğunu da iddia etse, barış dini olduğunu da iddia etse, tüm bu doktrinlerin kendinden olmayana asla tahammülü yok!

İlginizi Çekebilir
arxaia-anekdota