Mutemir Tahir ve Nas’Mava Kıssası
Bir Karmati Arman Anlatısı:
Geçmişe genelde dikiz aynasından bakıyoruz. Ama dikkat edin! Ayna bazen yanıltıcı olabiliyor. Biliyorsunuz ayna ters yansıtır. Sağınızı sol, solunuzu da sağ olarak görürsünüz. E o aynaya pek güvenmemek lazım. Cisimler aynada bazen olduğundan daha yakın görünür. Ben şu ana kadar ayna tutanların hepsini reddettim. En güzeli ne biliyor musunuz? Eşeğe ters binmeye karar verdim ben. Kendi gözlerimle görmek benim için önemli çünkü. Sende eşeğe ters bindiğinde belki aynı bakış açısına sahip olacağız. Aramızdaki fark bu.
Halifenin hemen hemen bütün toprakları fethettiği yıldı. Cemaziyelahir ayı. Aynı zindanda birbirini tanımayan iki kişi. Birinin adı Mutemir Tahir, babası kılıç ustası, ama onu okusun, kendisi gibi birilerine biad eden biri olmasın diye küçük yaşta medreseye vermişti. Mutemir Tahir belli bir yaşa geldikten sonra bu medresede tam aksine biat etmenin alasını öğrettiklerini anlayınca, tası tarağı topladı ve yeni bir akımın gizli toplantılarına katılmaya başladı. O toplantılardan birinde baskın yediler ve kolluk kuvvetlerinin milleti karga tulumba götürmesiyle, o da arada kaynadı ve bu zindana atıldı. Diğeri de Nas’mava idi. Büyük bir ailenin üyesi. Sarayın fedaileri sokaklarda sorgulama yaparken, bir şüpheye istinaden getirildi bu izbe yere. O büyük aileden olduğunu bir türlü ispatlayamamıştı.
Tahir ve Nasmava saatler boyunca hiç konuşmadılar. Zaten gece boyunca bir fedai zindan kapısının önünde nöbet tutuyordu. Sabahın ilk ışıklarında, kapıdaki fedainin olmadıklarını farkettiklerinde, birazda korkak olan Nasmava muhabbet için ilk adımı attı:
-Beni kafirlikle suçladılar en çok da o dokundu. Dedi. Hiç korkmadığı belli olan Tahir, oturduğu yerden istifini bozmadan:
– kimlerden bahsediyorsun. Diye devam etti.
– kim olacak, bu fedailerden. Bu dediler, “mürted olabilir” benim için. Yoksa ne işim olur benim böyle lanet bi zindanda. Gelip herkesi sorguladılar. Kilisenin önünde gösteri yapan şu Nasrani’yi de cizyesini ödemediği için almışlar. Yan zindandan bağıran o işte. “İsayı çarmıha gerdiniz diye vaaz verip, Ferisileri ve Sadukileri itham ediyormuş.
Tahir karşılık verdi:
-Ferisiler ve Sadukiler, düşman değil mi ya bunlar birbirlerine. Nasmava yanıtladı:
-Düşmanlar tabi ama bazı konularda ittifak etmişler. Talmut konusunda ayrılıyorlar işte biliyorsun. Çıkarları bir olunca düşman müşman dinlemez bunlar. Neyse ben senin başını ağrıtmıyım. Belli ki bu konular senin canını sıkıyor. Yoksa seni infaz edecekleri için mi sıkkınsın? Beni buraya getirirlerken duydum. Mürted diyorlardı senin için.
Tahir hafif doğruldu ve konuşmaya başladı:
– Bak dostum, aslında aynı dili konuşuyoruz da sen anlatırken benim kafamda başka türlü canlanıyor ağzından çıkan kelam. Sen İsa diyorsun ya, ben onu Yasa diye anlıyorum. Sen babasız doğduğunu söylüyorsun, ben “kimin yazdığı belli olmayan yasa” diye anlıyorum. Sen anası “meryem” hurma ağacına yaslanıp onu doğurdu diye anlatıyosun, ben o yasanın, bütün zeytinlikler imparatora ait olduğu için hurma yağı isiyle yazıldığını anlıyorum. E tabi hurma yağı isiyle yazılan yasayı mı kabul edicekler. İmparatora göre kutsal değil bi defa. Ona göre Avamın yazdığı yasa.
Nasmava biraz şüpheci biçimde yeniden sordu:
– E kitapta Meryem suresinde kutsal diye anlatılıyor ama. Hatta Meryemin doğum sancısından ağacı silkeleyip üzerine olgun hurma dökülmesinden, onu kucağında taşıyarak kabile reisine getirdiğinden falan. “Ey Meryem, hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın” diye onu suçlamalarından. Bunların hiçbiri İsa ile ilgili değil mi diyorsun sen?
Mutemir Tahir:
-İşte ben söyleyim sen anla, yasayı hurma isiyle yazdılar, yani zeytinlikler imparatorluklara aitti. Doğum sancısı dedikleri de o yasayı yazarken karşılarına çıkan zorluklar. Dedi. Nasmava daha önce okuduğu bir pasajdan bahsetmeye başladı:
-Arapça bi incilde şöyle yazıyormuş demişti bir arkadaş: “İsa ona dedi ki; doğrul palmiye, babamın cennetindeki, benim ağaçlarıma komşu ol, güçlü ol ve köklerinin arasından yerde gizlice akan su damarını kapat, su aksın ki bizde ondan susuzluğumuzu dindirelim. Bunun üzerine ağaç doğruldu ve köklerinin arasından berrak, taze berrak bir su kaynağı kaynamaya başladı. Su kaynağını görünce çok sevindiler ve tüm yük hayvanları, sığırlar, hepsi susuzluklarını giderdiler. Onun için Allah’a şükrettiler”
Mutemir Tahir’in yüz ifadesinden bunları daha önce okuduğu o kadar belli oluyordu ki, Nasmava’ya baktı ve :
-Dedim ya ben farklı anlıyorum, biz hurma yağı isiyle sığır yağını karıştırıp mürekkep yapardık. Ama zeytinliklerin hepsi imparatorluklara ait, kaçak yasa yani. Feydeyi düşün mesela, neden çok çok önemli olduğunu. İmparator kendi zeytinliklerinden yapılan mürekkeple yazılmış yasayı kabul etmezdi. Bu bahsettiğim ezilmiş olduklarını düşünenlerin çözüm arayışı. Diye cevap verdi.
Kafası iyice karışan Nasmava yere baktı, elindeki çalı parçasıyla toprağa birşeyler karalamaya başladı. Bildiklerini Mutemir Tahir’in anlattıklarıyla bağdaştırmaya çalışıyordu.
-E isayı çarmıha gerdiler ama. Dedi. Tahir:
– Sen bunu dediğinde ben yasanın yürürlükten kaldırıldığını anlıyorum. Diye yanıtladı.
– E peki üç gün çarmıhta kalmış. O da mı yalan.
– Üç gün çarmıhta kaldı yada üç gün cenazesi yerde kaldı. Sonra birkaç kişi gömdü. Öyle anlatırlar. O sırada da kim başa geçecek diye büyük tartışmalar yaşanmış. Kurdukları mecliste, üç gün boyunca büyük tartışmalar oldu biliyorsun. Kendi yasalarını kabul ettirmeye çalıştılar. O bahsettiğin büyük iki mezhep de mecliste başı çekiyordu. Sadukiler ve Ferisiler. Bunlar tüccar değil mi? Hem de topladıkları verginin bir kısmını kendilerini idare etmek istiyordu. Yani bu meclisin en büyük dayanaklarnıdan bir tanesiydi. Biliyorsun, senelerce bunu tartıştılar. “Tanrı ve oğlu aynı özdendir” Yani yasayı koyan ve yürüten aynı olacaktır diye. Antik Roma’nın şura ve demokrasi anlayışına önce kılıf olarak giydirmeye çalıştılar, tutmadı. Caligula gibi imparatorlardan sonra, tanrılaştığını düşünen yöneticilere karşı tepkiydi belki, bunu bilmiyoruz. İnsan içgüdüsü işte.
-İsa’nın üç gün sonra dirilmesine ve göğe çekilmesine ne diyeceksin peki? Hatta kitapta, öldürülenin İsa gibi gösterildiği ve Allah’ın onu kendine yükselttiğinden bahsediliyor.
-İşte senatonun yeniden oluşturulması sırasında meclisteki tartışmayı kaybettiklerinde, yasanın yani senin anlayacağın biçimde İsanın hükmünün kendileri için hala geçerli olduğunu ama, dünyevi konularda yinede mevcut krala mecburen bağlı olduklarını anlatmaya çalıştılar onunla. Yani hüküm şimdilik rafa kalktı. İnsanları da buna inandırmak istediler. Meclisteki tartışmalarda yenildikleri algısı halkın moralini bozacaktı. Binlerce yıllık bi inançtan bahsediyoruz dostum. Horus’dan beri, ki bunların umut tacirliği meşhurdur biliyorsun. Sürekli sürgünde olduklarından, koca bi halkı hikayelerle nasıl ayakta tutacaklarını iyi biliyorlar. Elohim’cilerle, Yahveciler’in bitmek bilmeyen kavgası bu.
Nasmava’nın kafasında kurduğu kalıplar bir bir yıkılıyordu. Küçüklüğünden beri kafasında taş gibi sağlam olduğuna inandığı, adeta putlaştırdığı somut kavramlar, soyut kavramlara dönüşmeye başlamıştı.
– Yani İsanın bir gün zuhur edeceği de mi bununla ilgili?
– Evet dünyevi krallıkla uhrevi krallık arasındaki büyük mücadele diyelim. Tabi dünyevi kral bunları yok etmek istemedi. Kontrol altında tutulmaları daha iyi belli bi zaman sonra, yani vakti geldiğinde dünyayı yeniden kendilerinin yöneteceğini düşünüyorlar.
– O yüzden mi İsa bir gün yeniden zuhur edecek ve gökyüzünde belirip, kıyamet günü yaklaştığında deccalle savaşacak diyorlar peki?
– Yavaş yavaş anlamaya başladın Nasmava. Kıyamet gününün ne zaman olacağını kimse bilmiyor dimi? Sadece alametleri var. Güzel kurgu. “İsa aslında çarmıha gerilmedi. Size öyle gösterildi” iddiasında bulunanlar var biliyosun. Çünkü etraftaki eski dinlere göre çarmıh tanrının son sözüydü. Bu çarmıhla kıyamete kadar kelamını rafa kaldırmıştı tanrı. Buna inananları yeni bir mesihe inandırmak zor. Yeni ismi önce İsariloğulları’na bağlamaya çalıştılar hatırla. İnandırıcı olamayınca da, başka bi yoldan Davud’un soyuna bağladılar işte. Başka bir toprakta yine imparatorluğa karşı farklı bir anlayışla ortaya çıktı bu inanç. Yeni bir devlet kurmak için. Onlar da kendi yasalarının bu yüzden Allah tarafından gönderildiğini iddia ediyor zaten. Bir tarafta Roma diğer tarafta Persler. Başka nasıl ayağa kalkacaksın ki?
-E peki çarmıhta, “tanrım beni terkettin” diye bağırmasına ne diyosun? O da mı hikaye?
– Yani ortaya koymak istedikleri, kimin yazdığı belli olmayan yasayla değilde, dünyevi kralın kanunuyla yargılandığı anlamında o.
– Yani sen isa için vahiy değil diyorsun?
-“ben vahiy olmadığını düşündüğüm için, beni yargılamaya hakları yok!” diyorum. Sen vahiy diye inan o beni ilgilendirmez. Onların iman ettiği biçimde inanma zorunluluğum yok, onlar anlatır ben ne gördüğümü söylerim. Zaten vahiy kavramının anlamı, benim lügatımda onların tarif ettiği biçimde yazmıyor. Bazı soyut kavramları, özellikle somutlaştırarak anlattılar. Yoksa insanların cebindekine nasıl müdahale edeceklerdi ki. Umut tacirliği bunların mesleği olmuş. Sen ne karar vereceksin Nasmava? İnsanın yazdığı yasayla mı yargılanmak istiyorsun. Yoksa bilinmeyen bir gücün gönderdiğini iddia ettikleri yasayla mı?
Nasmava Tahire döndü;
-Peki dostum kendini savunmayacak mısın? Seni infaza götürecekler şimdi. Dedi.
Tahir zindana sızan ışığa son kez baktı ve;
– Yok dostum, bunlarla kelam olmaz. Çünkü metni kendileri yazdı. Anlama yöntemini de kendileri belirledi. Bu şekilde anlayacaksın dediler. Ha bide buna ilim diyorlar kendilerince. Kendin uydur, kendin söyle. Başkası ne anladığını söyleyince de: “Hayır o biçimde anlamaman gerekiyor” de. Oh ne ala. Ben o yüzden “Cahille muhabbeti kestim” her şey olacağına varır.
…
Sıddıklarla, Farisiler yine meydandalar…
– Tahir… Tahiir.. Tahir…
video olarak izlemek için: