Türkiye’nin En Kötü Şehri… Ah, Güzel İzmir…
  1. Ana Sayfa
  2. Bize Bi'şey olmaz

Türkiye’nin En Kötü Şehri… Ah, Güzel İzmir…

Doğası, denizi, tarihi, Cumhuriyet açısından önemi, sosyo-kültürel yapısı ve dinamikleriyle Ülkemizin Gözbebeği(?)

Gözbebeği mi dedim? Gerçekten öyle mi? Aylar hatta yıllardır gözlemliyorum, içinde yaşadığım bu şehri. Bir gün “Cesur” birinin çıkıp gerçekleri anlatmasını bekledim. Bekledim… Olmadı… Kötü edebiyatım ve yetmeyecek kelimelerimle bari ben içimi dökeyim dedim.

Giriş kısmı yeterince uzun ve meraklandırıcı olduysa başlıyorum:

1- Böyle yol olmaz!
İzmirin yolları yol değil! Çoğunlukla tek yön ve dönüp dolaşıp aynı noktaya ulaştığınız karınca yuvası… Kaldırımları kaldırım değil. Yayalar için daimi bir kaldırım yok. Çöp kovaları, otopark alanları, çiçeklikler, dubalarla dolu. illa yoldan yürümek zorundasınız.  Kanalizasyon sistemi diye bir şey yok. Her yağmurda bunu bir daha görüyoruz. Otopark desen hak getire. Bulabildiğin yer senindir. Tabi oranın sahibi oraya bir engel koymadıysa. Ya da polis gelip çekmezse…

2- Böyle belediyecilik olmaz!
Belediyeler çok güzel süsleme, reklam, tabela, konser ve etkinlik düzenliyor, bir çok tiyatro ve konser alanında insanlar dilediğince eğleniyor. Peki bu eğlencelerin belediyeye düşen kısmı sadece orgamizasyon mu? O konserlere etkinliklere nasıl ulaşacaksınız? Kastettiğim hangi yol ile? Çünkü öyle bir yol yok, yol varsa otopark yok. Saati 30 TL’den başlayan fiyatlarla bazı yerlerde özel otoparklar bulabilirsiniz. Aman Konak tarafına dikkat edin bir geceliği 400 tl olan otopark gördü bu gözler.
Konsere bir şekilde ulaştınız diyelim veya tiyatroya, O kadar temiz, o kadar düzenli ki… Bayılacaksınız. Yok bu İzmir değildi, karıştırdım. Açıkhava konser alanları, çamur içinde, pislik içinde, ne ayakta duracak, ne oturacak bir yer yok. Belediyenin en büyük hizmeti oraya bu etkinliğin yapılma imkanını sunmak.

 

3- Böyle vatandaşlık Olmaz!
Sırf muhalefet olacağım diye, kötülükleri görmezden gelmek vatandaşlık sınırlarının çok dışında. Aklınıza gelen ilk mahalleyi seçin, (konak, karşıyaka, bornova, buca) o mahalledeki kaldırımları bi hayal edin… Edemediniz değil mi? Peki bundan şikayetçi olan vatandaş var mı? Yok! Olamaz! Şikayet eden Yandaştır! O da gitsin başka yerde yaşasın!

Dedim ya, dilim dönmüyor, kelimelerim yetmiyor. Trafik keşmekeşini anlatamıyorum, yaya geçitlerinden bahsedemiyorum. Park ve bahçelerin (bir iki tanesi hariç) içler acısı halini gösteremiyorum. Çünkü eğer bu yönetimi seçmezsek, yerine AKP gelecek(?!) Sonra bu günleri arayacaksınız… Bir güruh insanları sırf bu korkuyla nasıl yönetir anlamak isteyen İzmir’e gelsin.
Dün sohbet ettiğim bir arkadaşım doğru “emsal” olması açısından Bursa “Nilüfer” belediyesini örnek verdi. Orada yapılan güzel şeyleri birde İzmir’in halini karşılaştırdı. İkisi de aynı siyasi partinin belediyesi. Demek ki mesele siyasi partilerle alakalı değil. Mesele yönetim ile alakalı.


Yazarken fark ettim, bir belediyeden bahsetmiyorum, büyükşehirden ilçe belediyelerine kadar hepsinin hali aynı. Bir yağmurda Karşıyaka sokaklarının ne hale geldiğini bilen zaten biliyor. Yağmuru bırak, hadi arabanla oraya git. Gidebilirsen… Hadi park et, yapabilirsen… Hadi herhangi bir mekanın, apartmanın veya işletmenin önüne araba park et… Dubalardan, çiçeklerden, bariyerlerden yer bulabilirsen… (bunlar belediye tarafından konulmamış, aklına esen, canının istediği yeri işgal etmiş)

Ve bu sorunların muhatabı yerel yönetimler ne mi yapıyor? Hiç… İzliyor… Ara sıra bir iki bilboard ile şunu bunu yapıyoruz diye reklam yapıyor. Kalanı “muhalifler” kendisi hallediyor. Eleştiri sıfır, talep sıfır, şikayet sıfır…
Bunları yazarken bile kendimi sorguladım. Bana da yandaş diyecekler ya, acaba öylemiyim? Yok ben kendimi biliyorum. Sadece insan olarak kabul edemiyorum…
Şu kadarcık yazıya bile tahamül edemeyecek, asıl “yandaşlığı” yapacak olanlara ise şimdiden söylüyorum; Sizler insan değilsiniz, insanca yaşamak talebiniz yok! Sadece muhalifsiniz… Bize engel olmayın… Yolumuzdan Çekilin yeter!..

İlginizi Çekebilir